Gelişim Bozuklukları

OTİZM

OTİZM

Çocuk dendiğinde aklımıza neşe, canlılık, bitmek ve tükenmek bilmeyen bir enerji gelir. Genellikle çevremizde bu tip çocuklarla karşılaşır ve onların oyun ve hayal dünyalarını hayretler içinde seyrederiz. Aslında çocukları sevimli ve cana yakın yapan bu özellikleridir. Ancak çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz, dış dünya ile bağını koparmış, kendi dünyasında yaşayan çocuklar da vardır. Bu çocukların en belirgin özellikleri sosyal ilişki kurmada yaşadıkları güçlüklerdir. Bu nedenle bebeklik dönemi sonrası toplum içinde bu çocukları hemen fark edebilirsiniz. Etraflarında örülü o kalın duvarı aşmak hatta bir pencere olsun açabilmek için hayli zorlanacağınız bu çocuklara otistik çocuklar demekteyiz.

Otizm, konuşma ve sosyal ilişki kurmada gecikme ve normalden sapma ile karakterize gelişimsel bir hastalıktır. Genel anlamda otizm, çocuğun kendi dışındaki dünyanın gerçeklerinden uzaklaşıp kendine özgü dünya oluşturması demektir. Bu çocuklar adeta dış dünyaya pencerelerini kapatıp çevrede olup bitenlere ve insanlara karşı ilgisiz bir hayat sürerler.

Otizm, erişkin yaşta şizofreni hastalığının belirtilerinden biri olarak görülebilse de asıl hastalık olarak başlaması üç yaşından önce olur. Bu nedenle hastalığa önceleri Erken Bebektik Otizmi adı verilmiştir. Belirtiler bebekliğin ilk bir kaç ayında başlayabileceği gibi, üç yılı aşmayan normal gelişim döneminden sonra da başlayabilir. Normal olarak yeni doğan bir bebek hayatın ilk haftalarında çevresine karşı ilgisiz, otistik bir dönem içindedir. Ancak bu dönem çok kısa sürer ve günler geçtikçe bebeğin çevreye ve insanlara karşı ilgisi artar. Böylece sosyalleşmenin ilk adımları atılmış otur. Otistik çocukların çoğu normal sayılan ve çok kısa süren bu dönemi bir türlü aşamaz ve dışa açılamazlar. Annesini gördüğünde karşısında kimse yokmuş gibi tepkisiz kalan ve adeta bir gülücüğü dahi esirgeyen bu çocuklar dikkatli bir gözlemci tarafından hemen fark edilirler.

Genellikle bebekliğin ilk 2-3 yılı içinde otizme ait belirtilerin başlaması beklenir. Nadiren bu belirtiler daha geç yaşlarda da başlayabilir. Otizm belirtileri çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre çok farklılıklar gösterebilir. Bebekliğin ilk dönemlerinde annelerin ilk fark ettikleri çocuğun diğer çocuklara nazaran daha az güldüğüdür. Annenin bedensel teması. çocuğunu kucaklaması ve öpmesi her çocuğun arzuladığı bir işlev olmasına karşı bu çocukları rahatsız eder. Adeta sevilmekten hoşlanmaz ve sevilmeye tepki gösterirler.

Otistik çocuklarda görülen bazı davranışsal ve duygusal belirtiler şu başlıklar altında özetlenebilir.

OTİZM BELİRTİLERİNİN ZAMANI

3 yaşına kadar psikososyal gelişimi normal çocuklarda sonradan otistik belirtiler görülmeye başlayabilir. Otizmin, ise üç yaşından önce başlaması gerekir. Geç başlayan otistik durumlar ayrıca değerlendirilir.

OTİSTİK ÇOCUKLARDA KONUŞMA GELİŞİMİ

Konuşmada gecikme otizmin ilk belirtilerindendir. Ailelerin hekime başvurma nedenlerinin

başında da konuşma gecikmesi gelir. Otistik çocukların bedensel gelişimleri

normal olmasına karşın konuşmaları geridir. 5 yaşına gelmiş otistiklerin ancak % 50’si

tek kelimelerle konuşabilmektedir. Konuşma gecikmesi yanında duyduğu sesleri tekrarlama, ters cümleler kurma ve kendisinden “O”diye bahsetme gözlenebilir.

Örneğin, “İsmini söyle” dendiğinde o da “ismini söyle” diyerek söyleneni tekrarlar. “Ben su istiyorum” yerine “O su istiyor” ya da ismini söyleyerek ‘Ali su istiyor” der. Konuşmayı ilişki kurmaktan çok ihtiyaçlarını karşılamak için kullanır.

Sosyal ilişkiler

Erken dönemde bu bebeklerin daha az güldükleri farkedilir.

Bedensel temastan, okşanmaktan ve kucağa alınmaktan hoşlanmazlar.

Çevredeki insanların yüzleri ilgilerini çekmez, göz göze gelmekten kaçınırlar. Anne ve babalarını diğer insanlardan ayırmaları oldukça geç olur.

Çevredeki insanların görünümleri, giysileri dikkatlerini çekmez. Dışarıdan izlenildiğinde adeta çevrelerinde kimse yokmuş gibi davranırlar.

Yatakta uzun süre bırakılmaya ve uyanıkken yalnız kalmaya tepkisizdirler.

Yaşları ilerledikçe anne babalarına bağlılıkları yaşta uyumsuz şekilde artar ve ayrılıklarında yoğun sıkıntı yaşarlar.

Ana babanın seslenmesine karşı yanıt vermemeleri nedeniyle Çoğu aile çocuklarının sağır olduğunu dahi düşünebilir.

Çocuklarla birlikte oynamaya çok az ilgi gösterirler, genelde yalnız oynamayı tercih ederler,

İnsanlara olan yaklaşımları adeta cansız bir nesneye yaklaşım gibidir.

Davranış ve tepkileri çevreden gelen uyaranlardan çok kendi içsel uyaranlarına göre biçimlendiğinden çevre tarafından acayip, tuhaf olarak değerlendirilir.

Konuşma ve dil gelişimi

Otistik çocukların en dikkat çekici yönleri, konuşmadaki gecikmedir Motor gelişimleri çoğunda normal olmasına yani, zamanında oturup, zamanında yürümelerine karşın, dil gelişimleri ve konuşmaları oldukça geridir. 5 yaşına geldiklerinde sadece %50’si tek kelimelerle konuşabilir. Daha ileri yaşlarda da konuşmaları düzgün değildir. Konuşma, ilişki kurmaktan çok ihtiyaçların giderilmesi için kullanılır.

Karşısındaki kişinin söylediklerini tekrarlama ya da yeni kelimeler uydurma şeklinde konuşma bozukluklarına rastlanabilir. Konuşmaları mekanik ve monotondur. Bazı kelimeleri

arka arkaya tekrarlarlar. Bu nedenle ilişki kurabilmek oldukça zordur.

Özel davranış biçimleri

Çeşitli şekillerde amaçsız tekrarlayan hareketleri vardır. Heyecanlandıklarında sevindiklerinde hızlıca kollarını sallar, ellerini çırparlar.

Kendi etraflarında dönmeleri ve ayak parmakları üzerinde yürümeleri tipiktir.

Tek ayak üzerinde zıplarlar, bir odada köşeden köşeye koşuştururlar veya defalarca aynı yere tükürebilirler.

Eşyaları koklayarak tanımaya çalışırlar.

Dönen cisimlere karşı ilgileri büyüktür. Oyuncakları ve cisimleri genellikle döndürerek oynarlar

Değişime karşı direnç

Otistik çocuklar hayatlarını adeta tekrarlar üzerine kurmuş gibidirler. Hayatın tabii akışından her türlü ayrılışa ve değişime karşı büyük bir direnç ve tepki gösterirler. Örneğin. yemekleri hep aynı şekilde hazırlanmalı, masa hep aynı düzende olmalı, bakkala hep aynı yoldan gidilmelidir.

Evdeki eşyaların ya da yerlerinin değişimine itiraz ederler, Değişime karşı bu direnç bazen ailenin hayatında dayanılmayacak kısıtlamalara varacak derecede olabilir.

Bazı nesnelere aşırı bağlanma

Normal çocuklar da belli bir yaşa kadar sevdikleri nesnelere aşırı bağlılık gösterebilirler. Örneğin, yatarken bebeklerini yanlarına alırlar, sokakta oyuncağı elinde dolaşırlar. Otistik çocuklarda bu oluşum ileri yaşlarda da devam eder. Bu çocuklar daha çok gazoz kapağı, poşet. kola kutusu gibi şeyleri biriktirir ve hiçbirinin kaybolmasına tahammül edemezler. Bunları devamlı yanlarında taşımak isterler.

Ani duygusal tepkiler

Özellikle günlük hayatlarındaki değişikliklere karşı ani yersiz ve aşırı tepkiler verirler. Uygunsuz gülme, ağlama, öfke ve sevinç nöbetten ya da kendini ısırma, başını duvara vurma gibi zarar verici davranışları olabilir.

Bu belirtilerle birlikte otistik çocuklarda diğer gelişim bozukluklarında da görebileceğimiz aşırı hareketlilik, altını ıslatma, altını kirletme ve uyku problemleri görülebilir.

ASPERGER HASTALIĞI

Çocuklarda görün yaygın gelişimsel bozukluklar içinde yer alır.

Dil gelişiminde önemli bir gerilik olmaksızın, yaşıtlarıyla ilişki karma güçlüğü, duygusal

karşılık verememe. basmakalıp yineleyici hareketler (el çırpma, kol sallama gibi)

ve toplumsal iletişim sağlayan davranışlarda bozulma ile seyreden bir hastalıktır.

Otizme benzemesi yönünden dikkat çekicidir.

OTİSTİK ÇOCUKLARIN ZEKALARI

Otistik çocuklar içinde zekaca geri olanlar olduğu gibi normal

hatta üstün zekaya sahip olanlar da olabilir. Ancak bu çocuklarda ilişki kurma güçlüğü olduğundan uygulanan zeka testlerinde başarılı olma oranları düşüktür. Dolayısıyla zeka geriliği olanlarda bunun ne kadar yapısal ne kadar otizme bağlı ilişki kurma zorluğundan dolayı gelişen bir gerilik olduğu tartışmalıdır. Yine de bu çocukların önemli bir kısmında zeka düzeyinin düşük olduğu düşünülmektedir.

Otistik çocukların, aile tarafından hekime ilk getirilme nedeni genellikle konuşmalarındaki gecikmedir. Oysa daha ilk yıl içinde Çocuğun dış dünyaya kapalı olduğu, ilgili bir anne tarafından fark edilebilir. Kendisi ile dış dünya arasında katın bir duvar olan bu çocuklar annelerinin gösterdiği sevgi ve ilgiye adeta kayıtsız katırlar, Bir annenin bunu fark etmemesi mümkün değildir. Ancak çocuğuna karşı ilgisiz ve sevgisini gösteremeyen anneler bu bozuk gidişi anlamayabilirler.

Büyük çoğunluğunda zeka düzeyi normalin altında iken ancak %10-20 kadarı normal ya da normalin üstü zekaya sahiptir. Ancak zekadaki bu geriliğin, uyum güçlüğünden mi kaynaklandığı yoksa gerçek gerilik mi olduğu tartışmalıdır. Müziğe ve matematik işlemlerinin bazılarına özel yetenekleri olanlar vardır.

Hastalığın görülme sıklığı yaklaşık 10,000’de 4’tür. Erkeklerde kızlara oranla daha sık rastlanır. Önceleri sosyoekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin çocuklarında sık görüldüğü ileri sürülse de, sonraki araştırmalar bu görüşü desteklememiştir.

Otizmin gelişimsel bir hastalık olduğu düşünülmekte ve nedeni konusunda araştırmalar sürmektedir.

Yaygın gelişimsel bir bozukluk olan Otizmin nedenleri henüz kesin olarak bilinmemekle beraber, epilepsi ve zeka geriliği gibi durumlarla birlikte bulunma riskinin yüksek oluşu, nedenin biyolojik olabileceği konusunda ipuçları vermektedir. Kardeşler üzerinde yapılan araştırmalar genetik (kalıtımsal) geçişin önemli olduğunu göstermiştir. Uzun yıllar Otizmin nedeni olarak anne bebek arasındaki iletişimsizlik konu edilmiş ve bu çocukların annelerine çocukla duygusal ilişki kurmada yetersizliklerini anlatmak için buzdolabı-anne yakıştırması yapılmıştır. Ancak daha sonra aynı anne babadan doğma diğer çocuklarda benzer sorunların olmaması ve tüm otistik çocukların annelerinin de buzdolabı-anne modeline uymaması, bu görüşü destekleyen verilerin yetersiz kaldığı fikrini doğurmuştur. Otizmin ensefalit, frajil x sendromu, fenilketonüri ve doğumsal kızamakçık enfeksiyonu gibi bazı tıbbi durumlarla birlikte daha sık görülebilmesi ve bu çocukların yaklaşık %25’inde epilepsi nöbetlerinin bulunması otizmin nedenini nörobiyolojik alanda arama zorunluluğunu gündeme getirmiştir.

Nedenin kesin olarak bilinememesi tedavi yaklaşımlarını sınırlamaktadır.

Tedavinin ilk ve en önemli aşaması, ailenin hastalık hakkında yeterince bilgilendirilmesidir. Oldukça zahmetli ve sonucun o kadar da berrak olmadığı bu süreçte, gerek tedavinin devamını sağlama gerekse tedavi içinde aktif rol almada, ailenin uyumu kaçınılmaz bir gerekliliktir. Sabırsız davranan, hastalığın gerginliğini üzerinden atamamış ve beklentisi yüksek anne ve babaların işbirliği yapması oldukça güçtür.

Hastalığa özgü ilaç henüz bulunamamasına karşın, bazı ilaçların özellikle dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, huzursuzluk, hırçın davranma ve uykusuzluk gibi belirtileri yok etmede faydalı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle ilaç sıklıkla kullanılır.

OTİSTİK ÇOCUKLARDA  DİKKAT ÇEKİCİ BAZI ÖZELLİKLER 

  • Kendisini çevresinden uzaklaştırma ve kendi dünyasında yaşama.
  • Cansız nesnelere insanlardan daha fazla ilgi gösterme.
  • Sebepsiz gülümseme, gülme ve ağlama.
  • Söylenen sözleri anlamsızca tekrarlama.
  • Konuşmasında yaşıtlarına göre gerilik.
  • Cümle içinde kelimeleri yanlış yerlerde kullanma
  • Anlamsız yeni kelimeler uydurma
  • Göz göze gelmekten ısrarla kaçınma.
  • Kucağa alınmayı beklememe
  • Değişikliklerden kaçınma.
  • Arka arkaya anlamsızca bazı hareketlerin tekrarı
  • Hafıza, müzik ve okuma gibi alanlarda garip becerilerinin olması.
  • Kendine zarar verici hareketler.
  • Dış uyaranlara (ışık, ses gibi) anormal cevap verme.
  • Belli nesnelere aşırı bağlanma (ip parçası, gazoz kapağı gibi).
  • Diğer çocuklarla ilişkiye girememe
  • Aşırı korkulu ve tedirgin bir hal içinde olma.

OTİZM TEDAVİSİNDE AİLENİN ROLÜ

Otizm, tedavide hekim ve aileyi oldukça uğraştıran bir hastalıktır. Ailenin tedaviye aktif katkısıyla sabırlı ve özverili çabaları sayesinde çocuğun kapalı dünyasına

girmek mümkün olabilir. Otizm tedavisi hayatın her alanında devam etmelidir.

Bu nedenle ailenin tedavi ekibi ile çok iyi işbirliği yapması ve evde de

tedavi programını yürütmesi gerekir. Ancak ailenin hastalığın sonucu hakkında

kara msar ve inançsız olması tedavinin gidişini olumsuz yönde etkiler. Aile çabalarının sonuçsuz kalacağı gibi bir önyargı ve umutsuzlukla tedaviye başlarsa sonuç almak mümkün olmaz. Şurası unutulmamalıdır ki, tüm çabalarımıza karşın olumlu yönde ilerleme gözlenmeyen olgular da vardır. Bu nedenle tedavinin başarısız kaldığı durumlarda ailenin suçluluk duygusuna kapılmaması gerekir.

Asıl üzerinde durulan tedavi yaklaşımları davranış programları ve eğitimdir. Amaç önce Çocuğu içinde bulunduğu otistik durumdan çıkarıp, ilişki kurabilmesini ve sosyalleşmesini sağlamaktır. Daha sonra zeka düzeyine göre, konuşmadan okumaya kadar geniş bir yelpaze içinde eğitim planlanır. Bütün bu gayretler çocuğun çevreye olan uyumunu sağlamaya yöneliktir. Bu programların yetkili ve ehliyetli insanların katkısıyla sürdürülmesi gerekir. Kısa vadede sonuç beklemek hayalcilik olur.

Zeka düzeyi düşük ya da konuşmasında belirgin gerilik olan çocukların tedaviden yararlanma olasılıkları oldukça azdır. Otistik çocukların ancak %10’u ileride başkalarına muhtaç olmadan hayatlarını sürdürebilirken, büyük kısmı bağımsız yaşayamaz.

Prof.Dr.Mücahit Öztürk

 

 

 

 

 

 

Bu yazı yazarın izni ile http://www.mucahitozturk.com/ ‘den alınmıştır.
Gelişim Bozuklukları

Daha Fazla Gelişim Bozuklukları

deneme aşamasında

Copyright © 2016 cocukveegitimi.com