Aile

Bedensel Hastalığı Olan Çocuklar

Bedensel Hastalığı Olan Çocuklar

Bütün çocuklar hayatlarının bir dönemlerinde gerek kendileri gerekse aileleri için sıkıntı doğuracak bir hastalıkla karşılaşma riskine sahiptirler. Hastalık, ister ani başlangıçlı ve kısa süreli olsun, isterse uzun süre devam etsin çocuğun var olan uyumunu bozabilen bir faktördür. Halkımız arasında sıkça kullanılan “Çocuğun hastalandığından değil, huyunun değiştiğinden korkarım” sözü bu gerçeği açıklıkla ifade etmektedir. Her hastalık çocukta varolan bedensel ve ruhsal dengeleri alt üst eder. Hastalığın verdiği ağrı ve kısıtlılık gibi sorunlara bir de tedavinin oluşturduğu güçlükler eklenince durum daha da zorlaşır.
Çocuğun hastalığa vereceği tepkiler doğal, yani insan psikolojisine uygun ve beklenen nitelikte olabileceği gibi problem oluşturan ve çocuğun ruh dünyasında olumsuz izler bırakabilecek nitelikte de olabilir. Sağlık ve hastalık hayatın olağan devreleridir. Sağlık uyumu simgelerken, hastalık uyuma yönelik dengenin bozulması anlamına gelir. Bozulma sadece insan organizmasındaki dengede olmaz. Hastalık aynı zamanda stres doğuran bir olaydır. Özellikle çocuklarda beden-ruh arasındaki ilişki derecesi bütün yaş dönemlerine oranla çok yoğun olduğundan çocuğun hastalığa vereceği ruhsal tepkiler de daha çok olmaktadır.
Hastalık nedeniyle çocuğun duyacağı acı ve ızdıraplar kadar kısıtlama, diğer çocuklar gibi davranamama ve onlardan farklı olma duygusu da önemlidir. Gelişim dönemi gereği bedensel aktivite ve oyunlara düşkün bir çocuğu yatağa bağlamak hastanede kalmasını sağlamak ya da sokağa çıkmasını engellemek çocuğa, en az duyduğu ağrı ve acı kadar elem vericidir. Örneğin, şeker hastası olan bir çocuk için her gün insülin enjeksiyonunun verdiği acı kadar, diyet ve egzersiz programına uymanın getirdiği arkadaşları arasında farklı olma duygusu da önemlidir. Dolayısıyla bazı durumlarda hastalık nedeniyle oluşan bedensel şikayetler çocuk için ikinci planda kalabilir.
Her hastalığın çocukta oluşturduğu psikolojik tepkiler farklı farklıdır. Genel anlamıyla tıpta süregen (kronik) hastalıklar olarak adlandırılan uzun süreli ve çocukta belirgin engelleme oluşturan hastalıklarda (şeker hastalığı, kanser, böbrek yetmezliği gibi) psikolojik sorunların daha fazla yaşandığı bilinmektedir. Genel olarak hastaneye müraacat eden bütün hastaların 1/3’ünde fiziksel hastalık yanında psişik ve psikososyal rahatsızlık görülmektedir. Bedensel hastalığa eşlik eden her türlü davranışsal ve ruhsal sorunlar hastanın tedaviye uyumunu, dolayısıyla hastalığın seyrini olumsuz etkiler.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, süregen hastalığı olan çocuklarda normal yaşıtlarına oranla daha fazla duygusal ve davranışsal sorunlar gelişmektedir. Basit uyum sorunlarından çökkünlüğe kadar varabilen ve çocuğun tüm dış dünya ile bağlantılarının kopmasına neden olan ağır duygusal sorunlar oluşabilir. Diğer yandan süregen hastalığı olan çocukların bir müddet sonra adeta huy değiştirdiklerinden şikayet edilir. Anne ve baba çocuklarını tanıyamadıklarından söz ederler. Huysuzluk ve ağlama nöbetleri, saldırgan davranışlar ve daha ileri yaşlarda kötü alışkanlıklar edinme görülebilir. Anne babanın bu kriz anında çocuğa uygunsuz ve fevri yaklaşımları sorunu içinden çıkılmaz hale sokabilir.
Akut hastalıklar üst solunum yolları enfeksiyonu gibi sıradan ya da menenjit gibi daha ciddi olsun ani başlangıçlıdır. Çocuk çoğunlukla hassas ve gergindir. Ağrılı dönemler nedeniyle bu gerginlik artabilir. Tedavi şekli acı verebilir. Okula gidememe ve sosyal aktivitelere katılamama gibi kısıtlamalar olabilir. Hatta bir süre hastaneye yatış bile gerekebilir. Ancak bütün bu olanlar eğer hastalık süregen forma dönmez ise bir süre sonra düzelir ve çocuk ve ailesi normal hayatına geri döner. Hastalıklar ise uzun süre devam eder. Bazen ölümle bile sonuçlanabilir. Çocuğun bedensel ve zihinsel aktivitelerine belirgin sınırlama getirebilir. Artık hastalık hayatın bir parçası haline gelir ve onunla birlikte yaşamak öğrenilmek zorundadır.
Tekrarlayıcı ve ataklar şeklinde devam eden hastalıklar kalıcı hastalıklara göre daha fazla stres oluştururlar. Burada hastalığın ciddiyeti daha geri planda kalır. Çocuk ve ailesi için yarın ne olacağını ve nelerin değişeceğini bilmemek gerginlik yaratır. Hastalığın alevlenme dönemlerinde önceden yapılan planların bozulması ve gerçekleştirilememesi hasta çocuk dahil bütün aileyi huzursuz eder.
Hastalık nedeni ile uygulanan tedavi şeklinin çocuğun psikolojik yapısını etkilediği de bir gerçektir. Kullanılan bazı ilaçlar merkezi sinir sistemini etkileyerek çocukta davranış ve duygusal sorun oluşturabilirler. Ayrıca streoid ve kemoterapide kullanılan ilaçlar görünümünü bozarak çocuğun beden imajını değiştirir. Diet uygulanması gereken hastalıklarda gerek kısıtlamanın verdiği bunaltı gerekse sosyal ilişkilerdeki uyumsuzluk çocukta duygulanım sorunları oluşturabilir.
Çocuğun hastalığı algılayışı her yaş ve gelişim dönemine göre farklılıklar gösterir. Aile tarafından bu algılayış biçiminin bilinmesi çocuğa yönelik tutumların gözden geçirilmesi açısından önem arz eder. Yeni doğan bir bebek hastalık nedeniyle oluşan gerginlik dışında hastalığının pek farkında değildir. Ancak bu bebekler ailenin ve özellikle annenin duygularını çok iyi şekilde yansıtırlar. Çocuğunun hastalığı nedeniyle huzursuz, gergin, mutsuz ve çabuk sinirlenen bir annenin bebeğinde de benzer haller hemen fark edilir. Bebek adeta annesinin aynası gibidir. Ayrıca hastalığın oluşturduğu kısıtlama nedeniyle bebek pasif bir hal alır. Her ihtiyacı anne tarafından giderilir. Anneden ayrılabilme ve bağımsızlığını kazanma dönemine geldiğinde bile hala bu ayrılma gerçekleşemez.
Özellikle hastaneye yatış dönemlerinde büyük sıkıntı yaşanır. Çünkü çocuk annesinden ayrılmak istemez. Bu nedenle çok özel durumlar dışında okul öncesi dönemde çocuğun hastanede anne ile kalmasına izin verilmelidir.
Okul öncesi dönemde çocuk genellikle hastalığın nedeni hakkında uygun bir açıklama bulamaz. Hastalığın kendi işlediği bir suça karşılık ceza olarak verildiği düşüncesi vardır. bu suç duygusu aynı zamanda çocukta yoğun bir utanç duygusu yaşatır. Daha ileri yaşlarda ise hastalık artık bir ceza olarak algılanamaz. Çocuk tüm hastalıkların dışardan bulaştığını düşünür.
Hasta çocuk eğer hastalığını utanılacak bir şey olarak algılıyorsa hastalık belirtilerini gizleme eğilimindedir. Çocuk en yakın arkadaşlarına dahi hastalığından bahsetmez. Kendisinin eksik ya da suçlu olduğu izlenimini vermek istemez. Bu çekinme bazen çok büyük sorunlar oluşturabilir. Örneğin, şeker hastalığı olan ve bunu kimseye söylemeyip gizleyen bir çocuk ani kan şekeri düşüşlerinde çok basit bir müdahale ile kurtulabilecek durumda iken, ciddi vehayati bir tehlike atlatabilir. Hastalığı nedeniyle hor görülme ve alay edilme korkusu ancak çocuğun kendi farklılığını algılama ve aslında bu farklılığın hayatın diğer bir çok alanından olmadığı düşüncesini kavrayabilmesi ile engellenebilir.
Özellikle hastalık nedeniyle çocukta duygusal problemlerin oluşumunda çocuğun kişilik yapısı önemli rol oynar. Kaygısız, dert etmeyen ve hemen yıkılmayan çocuklar içe kapanık, kendini beğenen çocuklara nazaran daha az psikolojik problemlerle karşı karşıya kalır. Çocuktaki farklı kabiliyet ve beceri zenginliği sorun oluşumunu azaltırken, çekici olmamak gibi belirgin özellikler ise sorun oluşumunu artırmaktadır.
Hastalık nedeniyle oluşan fonksiyon bozuklukları farklı niteliklerde olabilir. Bütün süregen hastalıklı çocukların uzun süren bir hastalığı vardır. ancak bu çocuklardan bazılarında hastalıkları nedeniyle bir yeti kaybı söz konusudur. Örneğin, romatizmal bir hastalığa bağlı olarak çocuğun diz ekleminde hareket kısıtlığı olabilir. Romatizmal hastalık nedeniyle oluşan hareket kıstlılığına bağlı çocuk okul aktivitelerine ve oyunlara katılamaz. Dolayısıyla bu engellenme çocuğun fizik ve sosyal çevresi ile olan ilişkilerini ve uyumunu bozar. Hastalık ve yeti kaybı ne kadar ciddi olursa engellenmenin o derece ciddi olacağı görüşü bazı açılardan kabul görse de yeti kaybının ağır olduğu bazı çocuklarda engellenme daha fazla olabilmektedir. Yani engellenme hastalığın ciddiyetiyle doğru orantılı olarak artmaktadır. Dolayısıyla koruyucu yaklaşımların hastalığın ciddiyeti ve seyri esas alınarak yapılması hatalı olur.
Şeker hastalığı olan bir çocuk için şeker kısıtlanması yada romatizmal hastalıklı bir çocuk için sportif faaliyetlerin kısıtlanması gibi durumlar bu çocukların diğer çocuklardan az yada çok farklı bir hayat sürmelerini gerektirir. Bu farklılığa zaman zaman hastanede yatma zorunluluğunun da eklenmesi olağandır.
Hastaneye yatış her çocuk için gerginlik doğuran bir olaydır. Hastaneler çocuklar için soğuk ve yabancı ortamlardır. Bir de buna anneden eve evden ayrılmanın vereceği endişeler eklenirse hastanede yatmaya karşı duyulan tepki daha da fazla olacaktır. Tıptaki hızlı ilerlemeler tekrar tekrar ya da uzun süre hastanede yatmayı gerektiren hastalığı olan çocuklarda hayat süresini uzatırken, yoğun tedavilerin uygulandığı ortamlar üretmiştir. Monitörlerle, tıbbi araçlarla, maskeli ve eldivenli yabancılarla sarılmış cam oda içinde bir çocuk vardır. bu tablo korku, bunaltı ve terk edilmişlik duygusu doğurur. Hastaneye yatışın nedenini kavramayan, yapılan her türlü girişimi ceza olarak algılayan ve aileden ve tedavi ekibinden gerekli destek ve ilgiyi göremeyen çocuklar için her hastaneye yatış psikolojik bir travma olabilir. Özellikle küçük çocuklarda hastanede yatış sırasında kendisine bağlanılacak birinin varlığı, yani annenin çocuğunun yanında kalması ruhsal uyum açısından oldukça önemlidir.
Okul çağı çocukları ve ergenlerde daha çok hastalığın sosyal hayata olan etkileri nedeniyle sorunlar yaşanır. Aileden ayrılma ve bir gruba ait olma dönemi yaşayan çocukların hastalığın oluşturduğu kısıtlama ve engellenmeyle okul ve arkadaş ilişkilerini sürdürmeleri güç olabilir. Hastaneye yattığı süre içinde okuluna gidemeyen çocuklarda bir taraftan başarısızlık duygusu diğer taraftan yalnız kalma endişesi beden görünümlerindeki değişmelerdir. Bu çocukların yaşları gereği dış görünümlerine verdikleri aşırı önem neticesi hastalığa bağlı oluşabilecek bedensel kusurlarla fazlaca ilgilenirler. Ergenlik döneminde süregen hastalığın başlaması gelişimsel nedenden dolayı daha farklı bir stres doğurur. Beden imajı, kişilik oluşumu ve arkadaşlarından kabul görme ergen için asıl büyük sorundur. Bu dönemde süregen hastalığın başlaması normal benlik gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Vücudun uzunluğu, hacmi ve çekiciliği ile karakterize beden imajı, çocuğun kendisine saygısının, güveninin ve sosyal uyumunun gelişiminde temel faktörlerdendir. Süregen hastalık, fizik engellilik veya bedenin görünen bir yerinde araz, sıklıkla çocuğun kendilik kavramı ve vücut imajı üzerinde yıkıcı etkiye sahiptir. Uzun süren kemoterapi veya radyasyon tedavisi sıklıkla görünümü ve vücut bütünlüğünü bozar, hastayı zayıflatır, şeklini değiştirir ve saçlarını döker. Normal biçimde gelişen çocuk ve ergenler bile, bağımlılık-bağımsızlık çatışmaları, gerileme-ilerleme ikilemleri, kabul-red bocalamaları yaşarken, hastalık ve tedavi yüzünden vücut imajları zedelenmiş olan çocuklar çoğunlukla tedaviye gönülsüz olup hastaneye yatış ve rehabilitasyon için işbirliğine girmezler.
Ergenler için diğer bir tehlike de hastalığın ağırlaştığı ya da hayat süresinin kısaldığını anladıkları dönemlerde çökkünlük ve ölüm düşüncelerinin oluşmasıdır. Bu nedenle intihar etme riskleri vardır. hayatlarına kıyma isteğinin en önde gelen belirtisi de tedaviyi red etmedir. Bazen nedensiz bir şekilde ergen tedavi olmak istemediğini söyler. Tedaviye yönelik uyarıları yerine getiremez. Hastalığın seyrini değiştirebilecek riskli davranışlara girere. Örneğin, yenmesi yasak olan şeyleri yer ya da ilaçlarını kullanmaz. Bu durum anne baba için uyarıcı olmalıdır. Böyle çocukların acilen psikiyatrik bir değerlendirmeye ihtiyaçları vardır.
Çocuğun evi dışında gösterebildiği aktivitelerin başında dışarıda arkadaşları ile oynamak gelir. Süregen hastalığı olan çocuk belli grup aktivitelerine katılma konusunda zorluklar yaşar. Çocuğun bu engellemeyi nasıl aşacağı ve ne gibi alternatifler bulacağı sorusu karşımızda durmaktadır. Diğer taraftan çocuk hastalığının arkadaşları tarafından bilinmesi konusunda endişeler yaşar.
Süregen hastalıklı çocukların psikososyal problemlerinin başında okula devam gelir. Çocuğun okul performansını anlamada 4 değişik alan incelenmelidir. Okula devam, akademik başarı, sınıfta öğretmen ve arkadaşlarına yönelik davranışlar ve çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına yönelik okuldaki düzenlemeler. Bunlar çocuğun okula uyumunu anlamamıza ifade edilse de bu çocukların yaklaşık %30-40’ında okula bağlı problemlerin gözlendiği bildirilmektedir. Okul başarısızlığı özellikle zihinsel yetmezliği olan çocuklarda görülse de diğer süregen hastalıklı çocuklarda da yüksek oranda öğrenme güçlüğü görülmektedir. Okula devam etmek çocukta iki önemli kazanım sağlar. Bunlardan birincisi çocuğun kendisine güvenini ve erişkin hayatta başarısını artıracak standart eğitim programını almasıdır. İkinci ise sağlıklı yaşıtlarıyla uyum içinde ilişki kurabilmesi için uygun ortam sağlanmasıdır.
Özellikle ciddi sayılan ve hayatı tehdit eden bir hastalığın varlığı ilk öğrenildiğinde çocuk ve ailesi önce şok anı yaşar. Bir türlü bu hastalığın başlarına geldiğinde inanamaz ve olayı inkar ederler. Bu dönemde çocukta kızgınlık ve öfke hali egemendir. Hastalığı neden oldukları yönünde yakınlarını ya da doktorunu suçlayabilir. Bazen de kendisine yalan söylendiğini düşünür ve hastalığı kendisine yakıştıramaz. Bu dönemde kendisini oldukça kötü hisseden çocuk genellikle bir müddet sonra hastalığı kabullenir. Ancak inkarın uzun süre devam ettiği ve bu yüzden tedavi planında gecikme ve aksamların olduğu durumlar da vardır.

Çocuk ve ailesinin hastalık teşhisini öğrendikten sonraki tepkileri

1- Şoke olma ve inanmama (inkar)
2- Kızgınlık ve dargınlık
3- Suçlama
4- Kötü hissetme
5- Kabullenme

Çocuğun yaşadığı bu sürecin bir benzerini de aile yaşar. Ailenin bu süreci çabuk atlatması çocuğun hastalığa uyumu ve tedavi açısından oldukça önemlidir. Çocuğun hastalığa ve tedaviye olan duygusal davranışsal tepkileri belirgin dönemlerde artar. Bu kriz dönemlerinin bilinmesi ve atlatılması için çaba sarfedilmesi gerekmektedir. Çünkü bu dönemlerin rahat ve zararsız atlatılması ara dönemlerin uyum içinde geçmesini sağlar.

Hasta çocuk ve ailesi için ağır stres oluşturan dönemler

1- Hastalığın başlangıç dönemi ve tanı anı
2- Hastaneye yatış dönemleri
3- Hastalığa bağlı farklı organlarda ağır belirtilerin oluştuğu dönem
4- Akut dönemden süregen döneme geçiş
5- Tedavinin başarısız olması
6- Hastalığın alevlenmesi ya da tekrarı
7- Ameliyat, radyoterapi ve kemoterapi gibi ağır tedavi seçeneklerinin uygulanması
8- Ölümden önceki son dönem

Süregen hastalıklar çocuğun olduğu kadar ailesinin de hayat kalitesini etkiler. Çocuğun fiziksel hastalığı aile için de fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlar doğurur. Hastalığın, çocuğun psikolojik yapısı, arkadaş ilişkileri ve okul performansı, ebeveynin psikolojik yapısı, iş performansları, ekonomik durumu, sosyal ilişkilerinin düzenlenmesi ve kardeşlerin psikolojik sorunları üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Çocuğun hastalığı her şeyden önce aileye bir kısıtlama getirmektedir. Bazı süregen hastalıklarda ev bakımı ve rehabilitasyonun önemi ve gereği anneye başka bir sorumluluk daha yüklenmekte ve çalışan anne çoğunlukla önceden devam eden işini bırakma zorunda kalmaktadır. Böyle bir hastalık ebeveyn gibi özellikle gelişme çağındaki kardeşlerde de sorun oluşturur. Bu sorunlar ailenin hasta çocuğun sağlık sorunlarına yoğun ilgisi nedeniyle gözden kaçabilirken bazen de gündemi o kadar meşgul eder ki hasta çocuğa ilgi ve alaka azalır.
Klinik gözlem ve araştırmalar göstermiştir ki hastalık ve olağan fiziki aktiviteleri kısıtlama gibi süregen sağlık sorunu olan çocuklarda sağlıklı yaşıtlarına oranla daha fazla ruhsal sorunlara ve uyum problemlerine rastlanmaktadır. Çocuğun süregen hastalığa vereceği psikolojik tepkiler depresyon (çökkünlük), sinirlilik, yaşına uygun olmayan bebeksi davranışlar, özellikle erkek çocuklarda görünen karşı cins gibi davranma, bunaltı, anneye bağımlılıkta artma, aşağılık duygusu yaşama ve sosyal geri çekilme olarak görülmektedir.
Aile çocuğun bedensel hastalığı ile yoğun şekilde uğraşır, tedavisi için çareler arayıp sorarken bu karmaşık ortamda onun duygu dünyasını göz ardı edebilir. Normal zamanlarda hemen dikkat çekebilecek bu durum hastalığın verdiği sıkıntı ve dikkatin başka alanda yoğunlaşması nedeniyle gözden kaçabilir. Oysa çocuğun bedensel yıpranması yanında ruhi yıpranması da söz konusudur. Bunu görmemezlikten gelmek ya da görememek hem bedensel hastalığın gidişini hem de çocuğun ileriki yıllarda ruhsal yaşantısını etkiler. Burada anne baba kadar çocuğu tedavi eden ekibin de uyanık olması gerekir. Çünkü ailenin gözünden kaçabilecek durumlar ancak tedavi ekibi tarafından fark edilip yardım istenebilir.
Hastalık anı çocuk için yaşından küçük bir bebek gibi davranma yönünde risk taşır. Bu dönemde ailesinden yoğun ilgi gören her isteği yerine getirilen ya da adeta bebek gibi bakılan çocukta yaşına uygunsuz davranışlar gözlenebilir. Konuşma bebeksileşir, parmak emme yeniden başlayabilir. Altına kaçırmayan çocuk altına kaçırabilir. Böyle durumlarda anne ve baba davranış ve tutumlarında dengeyi sağlamaya çalışmalı ne reddedici ve hastalığı yok sayıcı umursamaz bir tutum ne de aşırı koruyucu ve kollayıcı bir tutum içinde olmalıdır.
Çocuğun tepkileri yanında anne babanın hastalığı algılama biçimi de oldukça önemlidir. Hastalığı bir bela ya da ceza olarak algılayan ve bir türlü hastalığı kendisine yakıştıramayan ailelerin yaşadıkları gerginlikleri çocuğa yansıtmamaları düşünülemez. İsyan halinde olan ve adeta suçlu arayan anne ve babalar çocuklarına en büyük zararı verirler. Hastalığı daha sakin bir şekilde karşılayan ve en azından kısa bir süre içinde gerçeği görüp kabullenen ve sabreden ailelerin çocuklarında uyum sorunu daha az yaşanacaktır.
Hasta çocuğa ruhsal yardım ve desteğin birinci şartı bu gerginliğin ortadan kaldırılmasıdır. Bunu gerçekleştirmeden çocukta olumlu değişiklikler beklemek yersizdir. İkincisi ise çocukta gördüğümüz duygusal ve davranışsal değişiklikler konusunda bir çocuk psikiyatristinden yardım istemektir. Ancak bu sayede oluşabilecek sorunlar önceden tespit edilmiş olur.

HASTANE VE DOKTOR KORKUSU
Çocuğun hastaneye ya da doktora gitme korkusunun temelinde canının acıyacağı ya da kendisine zarar geleceği endişesi yatar.
Çocuk hastaneye gittiğinde kan alma, enjeksiyon yapma gibi çeşitli ağrılı işlemlerle canı yanar. Bütün bu işlemler genellikle çocuğun tüm itirazlarına rağmen zorla ve yaka paça mücadeleyle yapılmaktadır. Buna çocuğun korkutma aracı olarak hastane ve doktor imajını kullanılması eklenince artık korkunun derecesini tahmin edebilirsiniz.
Diğer taraftan çocuk anlamaz diye tıbbi işlemler öncesinden çocuğa anlatılmaz, aksine bu işlemler uygulanmadan önce çocuk yanlık bilgilerle kandırılır. Oysa küçük yaştaki çocuklara dahi tıbbi işlemin ne olduğu sade bir dille anlatılırsa çocuğun olumsuz tepkisi azalacaktır.

UZUN SÜRE HASTANEDE KALAN ÇOCUĞA DESTEK
a- Okula giden bir çocuğa öğreniminden geri kalmayacak biçimde gerekli eğitim imkanlarının sağlanması
b- Özellikle anne, baba, kardeş ve arkadaşlar gibi yakın çevresi ile ilişki kurması ve görüşmelerinin kolaylaştırılması
c- Kendisi gibi uzun süre hastanede yatmakta olan çocuklarla destekleyici grup çalışmalarının yapılması.

FİZİKSEL ÖZÜRLÜLERE PSİKOLOJİK DESTEK
Fiziksel özrü olan çocukların aileleri genellikle aşırı koruyan ve kollayan tutumlarıyla dikkat çekerler.
Suçluluk, acıma ya da utanma duygusuyla oluşan bu tutumlar aslında çocuğun var olan kısıtlılığını daha da artırır. Çocuk yapabildiklerini de yapamamaktan anne babası buna izin vermemektedir. Böyle yetiştirilen bir çocuğun olduğundan daha güçsüz çaresiz ve bağımlı olması kaçınılmazdır.
Özrü olan çocuğa en iyi destek onun var olan yeteneklerini açığa çıkarıp kullanmasını sağlamakla olur. Diğer taraftan çocuk toplumdan uzak tutulmamalıdır, hayatın içinde kalarak yetiştirilmelidir.

Prof. Dr. Mücahit Öztürk

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

Daha Fazla Aile

  • Ergen Ailesi Olmak

    Ergenlik dönemi hem anne babalar hem de çocuklar için zorlayıcı bir dönem olabilir. Çocuklukla erişkinlik arası bu...

  • Çocuk ve Stres

    Ebeveynler olarak çocuk ve stres kavramlarını yan yana getirmeyi pek anlamlı bulmaz ve kabullenemeyiz. Hatta ne yazık...

  • Yaratıcılık Özellikleri

    Yaratıcı özelliğe sahip kişiler zihinsel hareketliliğe ve esnekliğe sahiptirler. Bu kişiler sorunlara yeni veya uygun yaklaşımlar bulabilirler...

  • Öğrenme Özellikleri

    Üstün veya özel yetenekli çocuk, çok çeşitli konularda derin ve yoğun bilgilere sahiptir. Öğrenmede hız ve derinlikleri...

  • Epilepsi – Psikiyatri İlişkisi

    – Epilepsi hastalığı nedir, hangi disiplinlerin ortak alanına girer? Epilepsiyi tanımlamadan önce nöbeti (seizure) tanımlamak gerekiyor. Nöbet...

  • Çocuk, Yalan Ve Biz

                        Öncelikle yalanı tanımlayacak olursak; kişi ya da kurumları...

deneme aşamasında

Copyright © 2016 cocukveegitimi.com